Tarif Ara

İnsülin Direncinde Yapılan 5 Yaygın Hata

İnsülin, glukozun hücrelere girişini kolaylaştırarak kan glukozunun regülasyonunu sağlayan, karbonhidrat, protein ve yağ metabolizmasının düzenlenmesinde rolü olan, hücrelerin bölünmesinde ve büyümesinde etkili, pankreasta yer alan Langerhans adacıklarının beta hücrelerinden salınan bir hormondur.

Dünya genelinde sağlıklı bireylerin yaklaşık üçte birinde görülen insülin direnci;
kilo vermekte zorlanma, sık acıkma, tatlı isteği ve enerji düşüklüğü gibi birçok şikâyetle kendini gösterebilen metabolik bir durumdur.

İnsülin direncinin tedavisinde yeterli ve dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve kilo kaybının temini için yaşam şekli değişikliğinin sağlanmasıdır. Bunlar bir bütün olarak uygulandıklarında sonuç alınabilmektedir.

Ancak insülin direnci yönetiminde, doğru bilinen bazı yanlışlar sürecin zorlaşmasına neden olabilmektedir. Özellikle beslenme ve yaşam tarzına dair yapılan hatalar, kilo kaybını engelleyebilir ve metabolik dengeyi olumsuz etkileyebilir.

Insulin Dreinci 3

EN SIK YAPILAN 5 HATA:

1-SADECE KALORİYE ODAKLANMAK

Beslenme yaklaşımında yalnızca kalori sayımına dayalı bir yöntemin benimsenmesi, genel olarak sağlıklı ve sürdürülebilir bir yaklaşım değildir.

Bu durum insülin direnci için de geçerlidir. İnsülin direncinde yalnızca kaloriye odaklanmak, besinlerin kan glukozu ve insülin yanıtı üzerindeki etkilerini göz ardı etmeye neden olabilir. Çünkü aynı kaloriye sahip iki farklı besin, metabolizma üzerinde tamamen farklı etkiler gösterebilmektedir.

Bu noktada besinlerin glisemik indeksi, posa içeriği ve öğün dengesi büyük önem taşır. Glisemik indeksi yüksek bir besin kan glukozunda ve insülin düzeylerinde yükselmeye neden olurken glisemik indeksi düşük ve liften zengin besinler daha dengeli bir glisemik yanıt sağlar. Literatürde düşük glisemik indeksli bir beslenme modelinin, insülin direncini azaltmakla birlike insülin direncinin metabolik olan sonuçlarını da iyileştirdiği belirtilmiştir.

Bu nedenle insülin direncinde hedef, kalori sayımı yapmak değil; kan glukozunu dengeleyen, kaliteli ve sürdürülebilir bir beslenme düzeni oluşturmaktır.

2-KARBONHİDRATI TAMAMEN HAYATTAN ÇIKARMAK

İnsülin direnci olan bireylerde karbonhidrat tüketiminin tamamen kısıtlanması sık yapılan bir hatadır. Karbonhidratlar vücudun temel enerji kaynaklarından biridir ve tamamen çıkarıldığında sürdürülebilir olmayan beslenme alışkanlıklarına yol açabilir.
Bir gözlemsel çalışmada, günlük enerjisinin %45’inden daha azını karbonhidratlardan alan normal kilolu bireylerde, kan glukoz dengesinin bozulduğu, HOMA-IR ve C-peptid gibi insülin direnci göstergelerinin yükseldiği ve inflamatuar belirteçlerle ilişkili artışlar gözlendi. Bu bulgular, çok düşük karbonhidrat tüketiminin bazı durumlarda glukoz metabolizmasını olumsuz etkileyebileceğini göstermektedir.

Önemli olan karbonhidrat tüketmemek değil; düşük glisemik indeksli, liften zengin ve dengeli karbonhidratları tercih etmektir. Aynı zamanda doğru karbonhidratı, doğru miktarda ve dengeli şekilde tüketmek de çok önemlidir.

3-ÖĞÜN ATLAMAK VE DÜZENSİZ BESLENMEK

Uzun süre aç kalmak veya öğün atlamak, kan şekeri dalgalanmalarına neden olabilir.
Bu durum vücutta stres hormonlarının artmasına ve akşam saatlerinde kontrolsüz yeme ataklarına yol açabilir.
Düzensiz öğün saatleri, sirkadiyen ritmin bozulmasına yol açarak glukoz metabolizmasını olumsuz etkileyebilir. Sirkadiyen ritim, vücudumuzun yaklaşık 24 saatlik doğal biyolojik saatidir. Bu biyolojik saat; ne zaman uyanacağımızı, ne zaman uyuyacağımızı, hormonlarımızın hangi saatlerde salgılanacağını ve metabolizmamızın nasıl çalışacağını düzenler. Düzensiz öğün saatleri, sirkadiyen ritmin bozulmasına yol açarak glukoz metabolizmasını olumsuz etkileyebilir. Beslenme zamanlamasındaki bu düzensizlik, insülin salınımının fizyolojik ritmini bozarak insülin direncinin gelişimini kolaylaştırabilmektedir.

İnsülin direnci olan bireylerde:
Düzenli öğün saatleri
Dengeli tabak içeriği
metabolik denge açısından oldukça önemlidir.

4-HAREKETSİZ YAŞAM

Hareketsiz yaşam, insülin direncinin gelişmesinde ve ilerlemesinde önemli bir rol oynar.Gün içinde yeterince hareket edilmediğinde kaslar glukozu yeterince kullanamaz.Bu durum insülinin etkisini azaltır ve kan şekerinin daha kolay yükselmesine neden olur.

Aynı zamanda sedanter yaşam, kas kaybına ve karın bölgesinde yağlanmanın artmasına neden olur. Bu durum insülinin etkili çalışmasını zorlaştırır.Vücut aynı etkiyi sağlamak için daha fazla insülin salgılamak zorunda kalır ve insülin direnci gelişebilir.

Sadece doğru beslenmek çoğu zaman yeterli değildir. Günlük hayata eklenen düzenli yürüyüşler, hafif–orta şiddette egzersizler ve kasları çalıştıran aktiviteler; kan şekerinin dengelenmesine, insülinin daha etkili çalışmasına ve metabolizmanın güçlenmesine katkı sağlar.

5-STRES VE UYKUYU GÖZ ARDI ETMEK

Stres ve uyku düzeninin bozulması, insülin direncinin gelişmesinde önemli ve birbiriyle ilişkili faktörler olarak değerlendirilmektedir.

Uzun süreli stres durumunda vücutta kortizol hormonu artar ve bu hormon kan şekerinin yükselmesine neden olur. Kortizol düzeylerinin sürekli yüksek seyretmesi, insülinin etkisini azaltarak metabolik dengeyi olumsuz etkiler.

Yetersiz uyku; insülin duyarlılığında azalma, leptin (tokluk hormonu) düzeylerinde düşüş ve açlık sinyalini uyaran hormon olan ghrelin (açlık hormonu) düzeylerinde artış ile ilişkilidir. Bu hormonal değişimler kan şekeri regülasyonunu zorlaştırır.

Bu bağlamda insülin direncinin önlenmesi ve yönetiminde beslenme tedavisine ek olarak stres yönetimi ve yeterli, kaliteli uykunun sağlanması temel bir yaşam tarzı bileşeni olarak ele alınmalıdır.

SONUÇ

İnsülin direnci, tek bir besini yasaklayarak ya da geçici diyetlerle çözülebilecek bir durum değildir. Yeterli ve dengeli beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve yaşam tarzı değişiklikleri bir bütün olarak uygulandığında başarılı sonuçlar elde edilebilmektedir.

Insulin Direnci 2

İnsülin Direncinde Yapılan 5 Yaygın Hata + Doğru Bilgiler | Yemek Sözlük Video Sunum

İlgili Yazılar